Sağlık gibi kocaman bir sektörü ilgilendiren temel bir yasa, meslek örgütlerinin de rızası alınarak hazırlanmalı, önce kamuoyuna anlatılmalı, kafalardaki kuşkular giderilmeli, toplum tarafından benimsendikten sonra yasalaşmalıydı.
Melih Aşık - Milliyet Tabii eğer bütün kesimlere iyilik getireceği düşünülüyorsa. Ama öyle yapılmadı. Ben yaparım olur, yöntemine gidildi. Hekimler ayağa kalktı. Dün Ankara’da hekimler ve sağlık çalışanları Tekel işçilerinin de katıldığı bir eylem yaptılar... Dediler ki:
* “Tam Gün” Tasarısı’nı da içeren Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın temel hedefi sağlığın ticarileştirilmesidir.
* Sosyal Güvenlik Kurumu’nun fonlarıyla büyüyen özel hastane zincirleri daha şimdiden yabancı tekellere satılmaya başlanmıştır,
* Hızla artan sağlık harcamalarını karşılamanın yolu vatandaşın cebi olarak görülmeye başlanmıştır,
* Vatandaşlar, sağlık hizmetlerine ulaşabilmek için her geçen gün daha fazla para ödemek zorunda bırakılmıştır,
* Bu yasanın hekimlere ve sağlık çalışanlarına bir yararı yoktur.
Sağlık çalışanları isteklerini iki madde halinde belirtiyorlar:
- Mevcut Tasarı acilen geri çekilmeli
- Sağlıkçının hakkını koruyan, meslek örgütüne, sendikaya, derneğe dil ve el uzatmayan bir sağlık bakanı göreve gelmeli...
Doktorlar hasta ve hastalıkla mı uğraşacak bu sorunlarla mı?
Koyu karanlık
Abdi İpekçi’nin katili M. Ali Ağca’nın tahliyesi ile Hrant Dink’in ölüm yıldönümü aynı günlere rastladı... İki gazeteci cinayetinin ortak yanı sistemli şekilde saptırılması, tetiğin arkasındakilerin hâlâ karanlıkta kalmasıdır. İpekçi, bir söylentiye göre, kontrgerilla örgütünün varlığını öğrenmiş, CIA bağlantılı olduğunu saptamış, bunu da ölümünden bir ay önce görüştüğü CIA şefi Paul Henze’ye söyleme talihsizliğinde bulunmuştur.
12 Eylül darbesine giden kanlı süreci hızlandıran İpekçi cinayetinin ardında CIA’nın bulunduğu yolunda ciddi kuşkular vardır.
Dink cinayetinin ardında kimler var? Tam bilinmiyor. Ancak Dink’in avukatlarından Ergin Cinmen’in şu sözleri önemlidir:
“Hem Trabzon jandarması, hem İstanbul ve Trabzon’da emniyet müdürü düzeyindeki polis şefleri, Yasin Hayal’in bir yıl öncesinden Hrant Dink’e karşı eylem yapacağını biliyordu. Ama söz konusu illerin valilikleri ne İstanbul ne de Trabzon’daki polis şefleri için soruşturma izni vermediler. Bu karara itirazlarımız da idare mahkemelerince reddedildi...”
Ergin Cinmen gidişatı özetliyor:
“Şüpheliler açıkça korunup kollanıyorlar. Bunda bir kasıt vardır ve sorumlusu bugünkü siyasi iktidardır...”
Her iki cinayetin, kolları Emniyet’in, MİT’in, yargının, TSK’nın içine uzanan ama aynı zamanda yukardan kollanan çeteler tarafından işlendiği çok bellidir.
Basil
Başbakan’ın eşi ve kızıyla birlikte katıldığı, Esma Sultan Yalısı’ndaki 6. Dünya Aile Zirvesi davetinde, yemeklere “Koli Basili” ve “Staphaureus” bakterileri, yani halk diliyle lağım suyu bulaşmış.
Gazeteler “sağlık skandalı” olduğunu yazıyor ancak bir protokol skandalından da söz edilebilir.
Okurumuz Mustafa Saraç diyor ki:
Başbakan ailesini isterse köfteci ya da işkembeciye de götürebilir ama yabancı devlet konuklarını asla! Resmi konukların, yüzde yüz denetimli “kamu mutfağı”ndan yemesinde yarar vardır.
Resmi organizasyonlara mekân olarak, kamunun kendi personeli ve kendi binaları tercih edilmelidir.
Bir de temenni: Başbakan’a bunlar yediriliyorsa acaba vatandaşa ne yediriliyor? Vatandaşın yediği de ara sıra denetlense iyi olmaz mı?
Özkan
Ergenekon davası sanığı gazeteci Tuncay Özkan’ın avukatı Ahmet Çörtoğlu medyadaki haksızlıklara karşı bir bilgi notu gönderdi... Özetle diyor ki:
- Müvekkilime ait olduğu iddia olunan İstanbul Halkalı’daki depoda bulunan sözde digital veriler, müvekkilimin sorgusunun bitiminden sonra dosyaya girmiş bulunmaktadır. 12 klasörden oluşan bu digital belge ve resimlerin, müvekkilim Tuncay Özkan ile hiçbir ilgisi yoktur. Söz konusu depo 200 gazeteci ve televizyon çalışanının yaklaşık 20 yıllık arşividir. Kanal Türk televizyonunun el değiştirmesinden sonra çalışanlara ve kuruma ait eşyaların konulduğu yerdir. Bu belgeler arasında bulunan “Yeşil” kod adıyla bilinen şahsa ilişkin belgelerin, sanki müvekkilim Tuncay Özkan’a ait yeni suç içerir belgelerin bulunduğu şeklinde bir kısım medyada sunulması; açıkça müvekkilim Tuncay Özkan’ı kamuoyu gözünde suçlu göstermeye yöneliktir.
Linç
Dünkü Linç kültürü başlıklı yazımıza İÇDAŞ firması bir açıklama gönderdi:
“Çevre konusundaki duyarlılığına her zaman saygı duyduğumuz, her platformda medeni diyalog içerisinde bulunduğumuz Sn. Hicri Nalbant’ın maruz kaldığı protesto gösterileri ve bu ortamda şirketimizin adının anılması bizleri de üz-müştür. Geçmişte davalı olmak gelecekte çevre için dayanışma içerisinde olmaya engel değildir.
20 Ocak Çarşamba günü Kemer köyünde gerçekleştirilecek olan; Bekirli Tersane ve yan tesislerine ilişkin halkı bilgilendirme toplantısında çevre ve topluma hizmeten, bu konuda düşünce ve önerilerinden istifade etmek amacıyla kendisini de aramızda görmek arzusundayız.”
Peki linçciler ne oldu?
Attığımız her adımda vergi varmış. Eee... Beraber yürüdük biz bu yollarda!
Fahrettin Fidan
Günün lafı
Kemalizm çökmüştür. Bediüzzaman modelinin Kemalist modele göre haklılığını ve doğruluğunu ispatladığını düşünüyorum.
Mümtazer Türköne
Aslında Mehmet Ali Ağca askerliğini yapmış biri.. Selimiye’den asker üniformasıyla kaçırılmıştı ya...
Haldun Ertem