Bugün sizlere sevgili okurlarımızla tartışmalarımızdan ortaya çıkan sohbet tadında düşüncelerimizi iletmeye çalışalım, değişik bir hafta sonu yazısı olsun. Böylece, sayın okurlarımızla birlikte hep beraber bir bütün olduğumuzu ve dünyanın dört bir tarafında da olsak aramızda yürekten yüreğe bir bağ olduğunu vurgulayalım, adını gördüğümüzde veya duyduğumuzda gülümsediğimiz, mücadelesine saygı duyduğumuz insanlar vardır.
Halil abi, Cumhuriyetin ilanıyla yer altına inenlerle, kısaca cemaatlerle ve tarikatlarla iş birliği yapanlar oldu diyor ve ekliyor: "DP, AP, ANAP, Doğru Yol, bu cemaatleri ve tarikatları meşru kıldılar, bunlardan gelecek oylar için her türlü yapılanmaya göz yumdular, dünkü bebekler delilkanlı, delikanlılar dede oldular, bu bebeği bunlar büyüttü."
Ozan kardeşim, aslına bakacak olursan her ülkede kitle rüzgardaki yaprak gibidir, rüzgar ne taraftan kuvvetli eserse o yöne sürüklenir diyor ve akımların önemine değiniyor. Ozan a göre, sadece cemaatlerle değil, aşiretlerle de işbirliği yapıldı ve bu normalleştirildi, şimdi cemaatler, tarikatlar, aşiret ağaları ve feodalizm cumhuriyetin meclisindeler, nasıl bir Cumhuriyet olduysak artık...
Ben ekliyorum, Atatürk ten bu yana gerçekten saygı duyduğum tek politikacı, Bülent Ecevit idi, diğerlerinin hiç biri devlet adamı değildi, zor zenaattir devlet adamı olmak, vatanı her şeyin üstünde görmeyi, ulusuyla ve ulusunun çıkarlarıyla bütünleşmeyi gerektirir. Ulusun çıkarlarını kendi şahsi çıkarları da dahil her şeyin ve herkesin ve her grubun, her kesimin üzerinde tutmayı gerektirir. Devlet adamı, bu ülkedeki her çocuk, her ana, her baba, her nine, her dededir, onlarla özdeşleşmiştir, onların sorumluluğunu taşır.
Diğerleri devlet adamı değildi, ve hiç birinin aslında tam bir politik bilinci ve yeteneği yoktu. Bunların hiç biri Mustafa Kemal ATATÜRK ün eline su bile dökemezlerdi, hiç biri stratejist veya ideolog değildi...Hiç biri tam anlamıyla "Bir liderde bulunması gereken özellikler" i taşımıyordu, bunlar Sam amcanın kuklasıydılar. İktidara gelebilmek için her yolu kullandılar, geldikten sonra da, cemaatlere, tarikatlara, aşiretlere boyun eğdiler, vatana değil onlara hizmet ettiler, servetlerine servet kattılar, kazançlı meslek şu politika, suyun başına geldiğinde suyun hepsi senin, kime istersen ona ver suyu...
Lider dediğin, halkı peşinden sürükleyecek güce, ikna kabiliyetine, devlet otoritesini temsil edecek kararlılığa sahip olan ve olmazları olduran kişidir...Cemaatçilerin ayağını öpmez lider, bu onun şanına, şerefine yakışmaz, aksine cemaatçileri, tarikatcıları, aşiret ağalarını dize getirir, kısa zamanda hem onlarla hesaplaşır hem de halkın nazarında haklı çıkmayı bilir. NE OLDU? BU HESAPLAŞMA ZAMANINDA YAPILMADI...Peki şimdi ne oluyor? CEMAAT DEVLETLE HESAPLAŞIYOR.
Bendeki çok önem verdiğim bir kavramı açıklayayım size, konu ne olursa olsun, aklınıza gelebilecek her şeyde "sonsuza kadar bölünebilirlik" bu kavram olmazsa ben düşünemem...Devlet Halil abinin dediği gibi cemaatlerle hesaplaşmamış aksine göz yummuştur, şimdi cemaatler, Emniyet Amirleriyle, Cumhuriyet Savcılarıyla, Yargıçlarla, Kurmay Subaylarla, seçilmiş Belediye Başkanlarıyla, Anayasa Mahkemesiyle, Yargıtayla hesaplaşmaktadır, bunların her biri kendi bünyesinde şu veya bu şekilde devleti temsil eder, O HALDE CEMAAT DEVLETLE HESAPLAŞMAKTADIR...
Çöl fırtınasında bedevi deveye acımış deveyi çadırın içine almış, deve çadıra girdikten sonra bedeviye, bu çadır ikimize dar gelir, sen dışarıya çık demiş. Olan budur, ŞİMDİ CEMAAT DEVLET BENİM DEMEKTEDİR.