"HİÇ BİR ŞEY" OLAMAZSIN
İnsan toplumsal bir hayvandır, kesinlikle "bir şey" olma ihtiyacı vardır, aidiyet duygusu son derece önemli ve gereklidir. İnsanların bu gereksinimlerinin şu veya bu şekilde karşılanması esasen bir gönüllülük değil bir zorunluluktur. İsteğe bağlı olduğunu sandığımız fakat aslında hiç de isteğe bağlı olmayan gereksinimlerden biri de budur. Bu aidiyet duygusunun tatmin edilmediği yerde, insanlarda bazı toplumsal anormallikler belirmeye başlar.
Genel olarak, örneğin Türksünüzdür, kadınsınızdır, erkeksinizdir, çocuksunuzdur veya yetişkinsinizdir, yüzlerce bayrak içerisinde Türk bayrağı sizin bayrağınızdır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak da, özünüz ne olursa olsun vatandaş olarak idari açıdan Türksünüzdür, Türkiye de Türkler ve turistlerden başka kimse yoktur. Ayrıca, Akdeniz, Karadeniz, Ege, Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgesinden olabilirsiniz veya belki Ankara lı, belki İstanbul lu, belki de Doğunun İstanbul u Van lı. Ek olarak belki, mühendissiniz, belki aşçı, belki yazar, belki öğretmen...
Aslında aklınıza gelebilecek her şey buna eklenebilir, belirli bir futbol takımı taraftarı olmak, belirli bir müzik türünü sevmek, filanca sivil Toplum kurumu üyesi olmak, bir siyasal parti taraftarı olmak gibi. Bunlar her birey için gerekli şeylerdir, kesinlikle "bir şey" sinizdir, "hiç bir şey" olamazsınız. Yabancı ülkelerde bulunan bazı göçmenlerin, kendi ulusal ve kültürel kimliklerinden uzaklaşmaları bu insanlarda çok büyük sorunlar oluşmasına yol açmıştır. Bir seçim yapmak ve bu seçiminize sadık kalmak gereksinimi vardır. Bu bulunduğunuz ülkeye uyum sağlamamak anlamına gelmez, çağdaş insan dünyanın dört bir yerinde her yere uyum sağlar, bizim söz konusu ettiğimiz bu değildir.
Her zaman bir kültüre ait olacaksın, bir milliyetin olacak, bir bölgen, bir şehrin, iyi kötü bir mesleğin, sevdiğin bir müzik, bir politik görüşün ve seni diğer dünya vatandaşlarından ayıran, seni sen yapan özelliklerin. Yoksa olmuyor, insanın "hiç bir şey" olmaya itildiği gelişmiş ülkelerde bile, insanın "bir şey" olması için bu defa da, tarikatlar, cemaatler, yasal veya yasal olmayan örgütler, şeytana tapanlar, çok değişik bir giyim türünü benimseyenler veya başkalarına çok tuhaf gelen müzik türüne hayran olanlar, değişik bir sanat dalına hastalık derecesinde bağlı olanlar vs. ortaya çıkıyor. Yani insanlar her hal ve şartda kesinlikle "bir şey" olmak gereksinimi duyuyorlar, isteseler de "hiç bir şey" olamıyorlar. "Hiç bir şey" olmaya çalışmanın sonucu deliliktir, insan anormalleşir.
Nereye geleceğimi anladıysanız, burada bırakıp diğer yazılara geçebilirsiniz... Yasal olan veya yasal olmayan hiç bir yolla, hiç kimse size ben Türküm diye bangır bangır bağırmayı yasaklayamaz, hiç kimse Türk bayrağınızı elinizden alamaz, yasa dahi çıkarsalar bu yasa hiç bir şekide hatta mecliste onaylansa bile "yasal" olamaz. Çünkü kanun koyucu, toplumun geleneklerini, göreneklerini, örf ve adetlerini, tarihi geçmişini ve bilimselliği dikkate almak zorundadır. Parlamenter sistem böyle bir yasayı çıkarma yetkisine sahip olsa dahi, kültürel uyuşmazlık varsa bu yasa uygulanamayacağı için, parlamenter sistem geçici olarak bir çeşit faşizme dönüşür. "Toplumsal sözleşme" ye uyulmamıştır, dolayısıyla bu yasa geçersizmiş gibi kabul edilecektir ve tepki görecektir.
İnsanlara binlerce yıllık tarih bir ulusal kimlik verilmesini gerekli görmiş ise, hiç kimse ayağında takunyasıyla gelip tarihle oynayamaz. Keza binlerce yıllık tarih, yüzlerce yıllık din ve mezhep savaşları, LAİKLİK diye bir kavram doğurmuş ve akan kanlara böylece bir çözüm bulmuş ise, kalkıp LAİKLİK ile oynamak, din ve mezhep savaşlarına geri dönmektir. Ulusal kimlik, ulusal bayrak, ulusal kahramanlar, doğal olarak ATATÜRK, ulusal dil, ulusal kültür esasen bireyler arasında çimento görevi görür. Bunlara dokunulmamalıdır ve bunların yerine cemaatler gibi, tarikatlar gibi, Hoca efendiler, şeyhler gibi "başka bir şey" koyulmamalıdır, bu ilkel davranışın sonu er veya geç hüsrandır, gözyaşı ve kandır.
Bir ülkeyi yönetmek çok derin bilgi birikimi ve çok büyük sorumluluk gerektirir. Yapılan hatalar, kitelesel düzeyde çok acı sonuçlar doğurabilir, yanlış adım atma hakkı yoktur. Yapılan her yanlışın faturası son derece ağır olacaktır, dolayısıyla neye veya kime hizmet edildiği, atılan her adımın ne getirdiği ve ne götürdüğü iyi bilinmelidir. BU GÜNKÜ HÜKÜMETİN BU KAPASİTESİ YOKTUR. Bilinçli olarak, bir ulusu ayakta tutan ve bireyleri birbirlerine bağlayan her değer yok edilmektedir, bu durumda ikame değer olarak cemaatler ve tarikatlar öne sürülmektedir, bunun sonu herkes için, tekrar ediyorum herkes için çok ama çok acı olacaktır. Aklı başında hiç bir devlet adamı bunu kabullenemez, burada bir ulusla ve bu ulusun değerleriyle oynanmaktadır.
Kanımca geleneksel olarak ulusuna, bayrağına, vatanına son derece bağlı olan Türkler bu yabancı organı şiddetle reddedeceklerdir, bu bağlılığı cemaat veya tarikat bağlılığı ile değiştirenler ile değiştirmeyenler, aksine reddedenler birbirlerine düşman olacaklardır ve bu esasen çoktan gerçekleşmiştir, insanlar kaynaştırılacak yerde aksine bölünmüşlerdir. Hiç bir Kemalist vatansever, hiç bir nedenle bağlı bulunduğu değerlerden vazgeçmez ve bu insanlar Türkiye de çok büyük ağırlığı olan bir kitledir, bu biliniyordu. Her ne kadar Mustafa Kemal imizin başarılarıyla yer altına inen cemaatler yeniden hortlamışlarsa da, bazı gelişmiş iki yüzlü emperyalist ülkelerden yardım alasalar da, uygarlığa karşı başarılı olma şansları yoktur.
Kemalistler "hiç bir şey" olamazlar, ilkeleri için ölmeyi tercih ederler. Bu maceranın sonu istense de istenmese de kötü bitecektir ve bu benim söylediğim şey sadece basit matematiktir. Bu gibi matematik durumlarda baskıya dayalı rejimler dışında geçici çözüm olanağı yoktur, fakat tarih her zaman, bunun dahi bir yere kadar olduğunu yazmıştır. Baskı rejimi uzun süre yaşayamaz, etki tepkiyi doğurur. Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan çağdaş insanların kendi aidiyet duyguları ve ilkeleri vardır, bunlar yok edilmek istenirse er veya geç KIYAMET KOPAR ve KOPACAKTIR. Kemalist Türkiye bu camaatleri, tarikatları, şeyhleri, muritleri kabul etmeyecektir. Bu organ bu vücuda uymadığı için geri atılacaktır, ama canla, ama kanla...Sonuçta her zaman olduğu gibi ve ATATÜRK ün de dediği gibi UYGARLIK KAZANACAKTIR.
Emre Kaan Emre