Anayasa oylamasından sonra bu konu yeniden gündeme geldi, pek çok kişi Türklerin aptal olduklarını söylemeye başladı, bir kısım insanlar da sonuç HAYIR çıkmayınca liderlerin ve halkın suçlanması yoluyla teselli arandığını ve bunun yanlış olduğunu anlatmaya çalıştı. Benim gibi aşırı duyarlı insanlar, hemen kendilerine gelemediler, bir kaç günlük bitkisel hayata girdiler, bu da yanlış değerlendirildi, mücadeleyi bıraktığımız sanıldı. Sendelediğimiz doğrudur, fakat arabesk cevap verelim, yıkılmadık buradayız.
Neyse, saçma sapan konuşmayı bırakıp konumuza dönelim. Türkler aptal mıdır? Bu konuda evet veya hayır diye referandum yapmaya gerek yok. Diyelim ki aptallar, hepsi mi aptal? Bir kısmı mı aptal? Bir kısmı aptalsa kimler aptal? Hem ne kadar aptallar? Aptallığın ölçütü nedir? Herkes aynı derecede mi aptal? Kimisi çok kimisi az mı aptal? Başkalarına aptal diyenler aptal değiller mi? Gelin bu konuya uluslararası bir tur atarak cevap aramaya çalışalım ve sizlere değişik isimlerden bahsedelim.
Bayan Kurakin Avrupa da yaşayan, bugün 80 yaşlarında soylu bir rus aristokratıdır, aksansız Rusça, İngilizce, Almanca ve Fransızca konuşur. Çok büyük şirketlerde yöneticilik yapmış başlıbaşına bir bilgi küpüdür, bana her şeyle ilgilenen rönesans dönemi aydınlarını hatırlatır. Bağlı olduğu Rus ailenin zamanında Rusya da Almanya kadar büyük topraklara sahip olduğunu söyler. Bunun özlemi içerisinde midir? Hayır. Çaya Rusça dahil bütün bölgede çay denildiğini ondan öğrendik, çay saati ingilizleri aratmayacak kalitededir. Siyah çikolata, lezzetli kurabiyeler ve hoş bir dekorda tam bir zevktir.
İyi de neden bayan Kurakin den bahsediyorum sizlere? Çünkü bayan Kurakin kitle aptaldır der ve bunu Avrupalı ülkeler için ve Rusya için söyler. Kitle sürü gibidir, aptaldır etkiye ve yönlendirmeye açıktır. Toplumun her zaman aydını geriye çekmeye çalıştığını, muhafazakar olduğunu ve bu nedenle aydınların toplumla ters düşmelerinin normal olduğunu söyler.Aydınların genelde kitleyi etkileyecek teknik olanakları yoktur der. Bahsettiği ikinci önemli konu, akımların değişebileceği fakat başlamış bir akımın hemen durduralamayacağıdır. Önemli olan bir akımı başlatmaktır, toplumların hayatlarında yaklaşık 20 yıllık dönemler ve akımlar vardır. Başlamış bir akım kolayca durduralamaz.
Geçelim bay David e, yarı Alman yarı Fransızdır, pek çok Nükleer santralin yöneticiliğini yapmıştır, enerji konusunda çok derin bilgisi vardır, uluslararası planda hala aktifdir, Türkiye ile yakından ilgilenir. AKP yi desteklediği için AB ye ve ABD ye çok ama çok kızgındır. Mustafa Kemal i ve Kemalist TSK yı çok sever. Katılırsınız veya katılmazsınız, az gelişmiş ülkelerde cahil halk için demokrasinin bazan bir lüks olduğunu ve acı sonuçlar doğuracağını, laik geleneğe bağlı orduya karşı yapılanların Türkiye yi ileriye değil geriye götüreceğini belirtir. Tekrar tekrar, AB nin ve ABD nin Erdoğan ı neden desteklediğini bir türlü anlayamadığını ve bunun AB ve ABD nin temel değerleriyle çeliştiğini söyler. Nasıl olur da islamdan korkan AB ve ABD islamcıları destekler? Demekte, AB ve ABD yi Türkiye yi radikal islamın kucağına atmakla suçlamaktadır.
Bay Barda Cezayir lidir, Osmanlı imparatorluğunun islami bir imparatorluk olduğunu, ulusa dayanmadığını, hatta Türklerin Osmanlı imparatorluğunda azınlıkta bulunduklarını. Osmanlı nın başarısının islamiyete bağlı olduğunu söyler. Barda beye göre halifeliğin kaldırılması en büyük saçmalıktır. Sıkı durun, Barda bey, hakimlerin insanları yargılayamayacaklarını, tek yargı makamının Allah olduğunu söyler. İlginç değil mi? Türkiye den 3500 km. uzakta konuşuyoruz bunları. Barda beye göre milliyetçi akımları islamiyete karşı Avrupa yaratmıştır ve dolayısıyla Avrupa nın amacı, bir türlü başedemediği islamiyeti, "milliyetçilik saçmalığıyla" yok etmektir. Anayasanın ve yasaların gereksiz olduğunu, islamiyette gereken her şeyin zaten bulunduğunu belirtir. Hatta bir kişinin cezalandırılabilmesi için bazan dört şahide gerek olduğunu söyler. Hz. Muhammet döneminde din savaşları olmadığını, insanların barış içinde yaşadıklarını iddia eder. Her şey gavurların başının altından çıkmaktadır.
Türkler mi aptaldır? Yoksa bütün ülkelerde kitle güçlü akımlarla, yazılı ve görsel basının etkisiyle yönlendirilebilmekte midir? Kaldı ki, halk ekmeğinin peşindedir, yaşama mücadelesi içinde rönesans döneminin soylu baronları gibi her türlü bilim dalıyla ve kültürel faliyetlerle, hatta politikayla uğraşacabilecek zamanı ve maddi olanağı yoktur. Kültürel faaliyetler hali vakti yerinde soylular veya burjuvalar içindir. Dolayısıyla halk, kısıtlı zamanında kendine ne verilirse onu almakta ve ona inanmaktadır. Televizyonda, radyoda, kahvede ne duyduysa bir papağan gibi onu tekrarlamaktadır. Gülünç duruma düşmemek için herkes ne söylüyorsa onu söylemekte, güçlüden yana olmaktadır. Biraz deşelediğinizde tıkanır ve size verebilecek bir cevabı yoktur, bilgisi son derece yüzeyseldir.
Kaldı ki, islami akımın çimentosu islamdır, milliyetçi akımın çimentosu milliyetçiliktir. Peki küçük burjuva aydınının çimentosu nedir? HİÇ BİR ŞEY...Alır, atar, satar, karalar, harcar,yüceltir, alçaltır...Dün göklere çıkardığına, bugün hakaret eder, son derece ciddi bir etik davranış sorunu vardır, hangi kitleyi hangi bağla peşinden sürükleyecektir? HANGİ ÇİMENTOYLA... Hangi kurallar ve ilkeler bütünüyle, hangi bireye saygı duyacaktır. Hangi insana bu benim davamın insanıdır benden farklı olsa da sahip çıkmalıyım diyecektir? Dünyada islamiyetten ve batı anlamında milliyetçilikten farklı olarak, üçüncü bir çimento olabilecek tek varlık, Mustafa Kemal idi. Bu nedenle Atatürk hem içerden hem de dışardan yıpratılmaya çalışıldı. Kemalizm öldü çığlıklarının nedeni budur...
Aydınların çoğu sosyal sınıf olarak küçük burjuva değerlerine sahiptir ve kaypaktır. Bırakın halkı, birbirlerine dahi sahip çıkmazlar. Ne halkın geçim sorununu ve yaşama mücadelesini, ne vatanı ve ulusu için mücadele eden insanları anlamazlar. Onlar da genelde akımların etkisinde kalarak, şekilden şekile girerler. İlkel ego tatmini duygularından kolayca kurtulamazlar, pek çoğu kendine merkezlidir ve onları tutacak veya durduracak güçlü bir inançları yoktur. Yıllanmış dostlukların ağızdan çıkan bir yanlış sözcüğe satıldığı, iftiraların prim yaptığı, gece gündüz çalışan yazarların çizerlerin insafsızca harcandığı ve sadece seyredildiği yerde, doğal olarak kitlenin %60 ı aptal olur.
Bizim aydınımız bütün içtenliğiyle neredeyse haykırarak yazan yazarlarımızı karalamaktan başka ne yaptı? Hem otur tatlı niyetine bu yazarların haykırışlarını, feryatlarını oku, hem de var gücünle karala, aşağıla, alay etmeye, gözden düşürmeye çalış...Peki sevgili aydınım sen ne yaptın? Hangi kuyuya bir taş attın? Bir deli kadar olabildin mi? Neden bu yazarlarla veya sanatçılarla veya militanlarla yarışmadın? Neden kişiyi sevmesen bile mücadelesine saygı duymadın? Neden %60 aptalı yönlendiren kişilerden çok, aydınlatmaya çalışan insanlara düşman oldun? Çok zevkliydi değil mi ülkesi için mücadele eden insanları sırtından bıçaklamak ve çelme takmak... Sen ne yaptın? Hadi diyelim sanatçı, yazar veya bir partide görev alacak bir militan değilsin, elinden başka hiç bir şey de mi gelmiyordu?
Çok sevdiğim bir hocamın sözüyle bitireyim: " Az gelişmiş bir ülkede, her şey az gelişmiştir" Sanıyorum buna, birbirlerinden nefret eden aydınlarımız da dahil. Şimdi kitlenin %60 ı aptal olmasın da ne olsun? Bu % 60 örneğinin gerçek olduğunu varsayalım, bu oran nasıl % 40 a % 20 ye inecek? Zaten sayıları az olan aydınların birbirlerini yemesiyle mi? Bu kadar kolay mı bir Kemalist, vatansever vatan evladını harcamak? Bu ulusa aydınların yapacağı hizmet bu mu? Yoksa ülkesi, ulusu için mücadele eden her neferi bir mücevher olarak görüp saygı duymak mı? Diğer ülkelerde de kitle kolayca yönlendirilebilir, fakat bizim Mustafa Kemal imiz var, onların Mustafa Kemal i yok. İçtenliğine inandığınız tüm Kemalistlere saygı duymadığınız, onları korumadığınız, Kemalizmi yüceltmediğiniz sürece kazanma şansımız sıfır. Bir Kemalistin canını yakarken, bir şeyler seni tutmalı, utanmalısın...
Emre Kaan Emre