|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
"POLİS BİZE YETMEZ MİT'İ DE İSTİYORUZ"
10 Şubat 2012, 19:00 Fetullah Gülen ve Tayyip Erdoğan gibi güce sahip olma konusunda sınır tanımayan istek sahibi iki insanın zaman içinde menfaate dayalı bir ayrışma yaşaya bileceği aşikârdı. Bunun ne zaman gerçekleşeceği konusunda karar verecek olan elbette kartları elinde tutanlardan birisidir. Bu güç savaşı öyle planlanmış bir şekilde tezahür etmeye de bilir. Örneğin cemaat rutin işlerini yapıyorken iktidarın ayağına basabilir. Ya da tam tersi. Artık bu savaş uç verdiğine göre elimizdeki verilerden hareketle olayın perde arkasına ışık tuta biliriz. Ama buna geçmeden önce Fetullah Gülen Cemaatinin ne kadar doyumsuz bir yapı olduğunu ortaya koymamız lazım. Bakın Rifat Serdaroğlu bhaber.net sitesindeki köşesinde bu durumu nasıl değerlendiriyor. CEMAATİN GÖZÜ DOYMAZ 10 yılını tamamlayacak olan AKP İktidarı süresince, burada defalarca yazıldı. Demokrasi ile Tarikat-Cemaatler asla bir arada bulunamaz. Eşyanın doğasına aykırıdır. Demokrasi, “şeffaflık-açıklık” rejimidir, diğerleri tamamen “kapalı ve biat” kültürüne dayanır. Cemaat ve tarikatlarda şeyhin veya hocanın emirleri anında yerine getirilir, bırakın karşı çıkmayı, tartışmayı düşünenler bile anında yok edilir. AKP İktidarı, acayip bir koalisyondur. Anadolu’nun her tarafına yayılmış Tarikatlar-Cemaatler- İslamcı akımlar- Devlet düşmanı liberaller- eski Mücahit, yeni müteahhit ve her şeye müsaitler- Siyaseti kazanç kapısı olarak gören feodal yapının temsilcileri olan toprak ağaları, Aşiret Reisleri- diğer partilerde yer bulamayanlar bir araya geldiler, ABD-AB desteğiyle iktidar oldular. AKP iktidar oldu olmasına da, AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın unuttuğu bir gerçek yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Gerçek şudur; Cemaat asla doymaz, sürekli yemek zorundadır. Cemaat yıllarca, hem Merkez Sağ’daki hem de soldaki bazı Genel Başkanların basiretsizliği ve bilgisizliği sayesinde onları kullanarak palazlandı, devletin en hassas kadrolarını yemeye başladı. AKP’nin iktidara gelmesi için olağanüstü güç ve para harcadı. Devlette belli kadroları ele geçirince, Lâik Cumhuriyetin damarlarını birer birer yemeğe başladı. Sahte dijital deliller düzenleyerek Türk Ordusunun pırıl pırıl kahramanlarını, bilim adamlarını, gazetecileri, siyasetçileri yedi. Faizsiz ve İslami Bankacılık adı altında finans piyasasının büyük kısmını yedi. Kendisi için engel olacağını gördüğü diğer cemaatlerin hocalarını en aşağılık suçlamalarla yedi.(Cübbeli Hoca) Yedikçe büyüyen cemaat, en sonunda Başbakan Erdoğan’a karşı tavrını değiştirdi. Şu sıralar işi tehdit kademesinde tutuyor. (“Bizi, bir zamanlar bir Başbakan vardı, noktasına getirme” diyerek) AKP’deki şu an yaşanan karışıklığın temelinde bu kavga vardır. Erdoğan ve Cemaat güç kavgasına tutuşmuşlardır. Cemaat tavrını ve ağırlığını Abdullah Gül’den yana koymuştur. Bu kavganın durması mümkün değildir. Önümüzdeki günlerde bu kavgada da karşılıklı oyunlar, hileler sergilenecektir. Cemaat, doğasında bulunan iki yüzlülük gereği önce tırnaklarını gizleyecek ve daha büyük darbeyi vurmak üzere sinecek ve Erdoğan ile “şimdilik” kaydıyla anlaşacaktır. Cemaat denen milyarlarca dolarlık yapı, en sonunda kendi başını yiyecektir. Cumhuriyete, uygarlığa, aydınlığa, Lâikliğe, pozitif hukuka, “dinler arası diyalog” masalıyla gerçek İslam’a ihanet etmek isteyenler, tüm imkânlarını CIA istihbarat örgütünün emrine verenler, çan sesini ezan sesine tercih edip ülkesinden kaçanlar elbette ki başarısız olacaklardır. Bunun için Türk Milletinin saf ve inançlı insanlarına bunların gerçek yüzlerini tanıtmak zorundayız. Herkesin, özellikle devletin bürokratlarının iyi bilmesi gereken gerçek şudur; Cemaat’in gözü asla doymaz. Bunlarla işbirliği, Azrail’le kolkola girmeye benzer, elinizi verirseniz kolunuzu kurtaramazsınız.[1] Bu savaşın çıkacağı MİT’in tüm istihbarat pastasını masada kendi önüne aldığı gün belliydi. Devlet Bahçeli’nin ifadesiyle masanın diğer tarafında duran Polis Teşkilatı, “bizimde bir pastam olsun, sayın başbakanım bizim neden pastamız yok” sözlerini kulak ardı eden ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm istihbaratını emekli bir astsubaya teslim eden başbakan bu “adaletsizliğin” kendisine nasıl döneceğini görememişti. Bu Polis İstihbarat Teşkilatına yüzde 90 oranında sahip olan cemaat’te infiale neden olmuştu. Bu durumun Başbakan’a fatura edileceği belliydi ama nasıl ve kim üzerinden bu işin yapılacağı belli değildi. Anlaşılan Cemaat bir karar vermiş ve mademki bu iş bizden alındı ve bizim etki alanımızda olmayan bir teşkilata verildi, bizde o teşkilatı ele geçiririz mantığıyla bir atak yaptı. İşin adını biz koyalım. “POLİS BİZE YETMEZ MİT’İ DE İSTİYORUZ” Hakan Fidan ve ekibinin PKK-MİT görüşmelerinde işi nerelere kadar dayandırdıkları, Devletin bir yandan KCK Avukatlarına “Terör Örgütünün cezaevinden örgütü yönetmesine aracılık yaptıkları” suçlamasıyla operasyon yapılıp, diğer yandan bu görevi Başbakan adına MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın üstlendiği bilgisini kendisine çok yakın medya grubu üzerinden kamuoyuna duyurdu. Süreç daha sıcak olduğu için MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması, bu ifadeye çağrılma sürecine neden olduğu düşünülen iki İstanbul Emniyet Müdürlüğü Şube Müdürünün hızla görevden alınması konularına değinmiyorum. Şimdi bu tezimizi biraz daha ete kemiğe büründürelim. Fetullah Tayyip Savaşı Delil 1 “PKK ile MİT böyle anlaşmış” Bu başlık Fetullah’a çok yakın bir kaynaktan alıntı. Bugün Gazetesi, normalde iktidara yakın bir medya unsurunun ancak bir haber kaynağından alıntı yaparak utana sıkıla haberciliğin namusu gereği kerhen yayınlaması beklenirken böylesine önemli bir habere kaynaklık ediyor. Cemaatle Hükümetin, başka bir ifadeyle Fetullah Gülen ile Tayyip Erdoğan’ın arasındaki savaşın en önemli delilidir. Şimdi geri kalan bölümü Fetullahçı Bugün Gazetesinden okuyalım. Lütfen yorumlara dikkat. “Oslo'da varılan mutabakat metni de KCK operasyonunda ele geçirilmiş.” Yani polisler ele geçirmiş ve savcıya teslim etmiş. “Hakan Fidan ve yardımcısı Afet Güneş’in Oslo’da terör örgütünün elebaşlarıyla vardığı mutabakat metni de KCK operasyonunda ele geçirildi.” Hükümetin kesin bir dille reddettiği “PKK Hükümet Anlaşması” nı belgeliyorlar.
PKK Katilbaşı Abdullah Öcalan’ın 7 Temmuz 2011 tarihli MİT’in postacılığında “KCK Konseyine” gönderilen mektubu önemli yerleri Bugün Gazetesi tarafından altı çizilmiş olarak yayınlanıyor. Bir yanda KCK Operasyonlarıyla PKK ile katil başı arasında postacılık yaptığı iddiasıyla tutuklanan Avukatlar, diğer tarafta onların misyonuna soyunan MİT ve Başbakanlık.
|
Köşe Yazarları
Haber AraEn Çok Okunanlar
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||